İçimdeki lotus çiçeği

“Kimi mutluluğu yukarıda arar, kimisi de aşağıda. Halbuki mutluluk, insanla aynı hizadadır.” -Konfüçyüs

– Bir çay
– Hemen getiriyorum abi

Kitabı bitirmenin hazzını hep bu şekilde kutlardı. Eline bir çay alır; kitabın kendine kattığı ne varsa onunla bir çay eşliğinde; yazarken, çizerken, konuşurken, izlerken hoş sohbet yapmayı severdi. Evvelden beri alışkanlığı buydu. Doğan Hocası gelirdi aklına, ne de olsa bir kitabın başındaki ile sonundaki kişi aynı kişi değildi; o da böyle inanırdı.

– Buyurun, başka bir arzunuz?
– Yok, teşekkürler.

Kendisini düşüncelerden kopartıp gelen sese baktı, tanıdık değildi. “Sen yenisin galiba” iç sesiyle ile çayını eline aldı. Malum ona artık başka bir arzunuz var mı diye soran uzun zamandır olmamıştı. Gözlerinin içine güneşi alışına, o güneşi gözlerine verişine bakılırsa çay daha lezzetli olacaktı.

Çevresindeki masalara baktı. Kimisi telaşlı, kimisi hüzünlü, kimisi şen kahkahaları ile kahve yudumlamakta idi. Bir anekdot gelmiş olsa gerek ki içindeki güneşi saklarcasına gözlerini kıstı. Güneş, hepimize aynı mesafedeydi; hepimize aynı uzaklıkta. Ama her insan güneşi aynı şekilde karşılamıyordu. Meselâ, perdesini açarsa odasına giriyordu, yatağını ısıtıyordu. Gözlerini açanın göz bebeğine değiyordu. İkinci yudumunu alırken göğe baktı, güneşe gülümsedi, biraz daha içine aldı. Nasibin idrakini bir kez daha yaşadı.

“Yüzünü ışığa dönmüyorsan a canım, çiçekler sana kokmaz” deyişini hatırladı Kemal Sayar’ın. Bu sefer kalemi ve defteri için çantasını yokladı. Masanın üzerine çıkardığı gibi hızlıca üşüşen fikirlerini yakalarcasına not almaya başladı.

Konfüçyüs’ün sözünü yazdı ilk başa: “Kimi mutluluğu yukarıda arar, kimisi de aşağıda. Halbuki mutluluk, insanla aynı hizadadır.” Mutluluğa dair o kadar çok söz söylenmiş, çizilmişti ki; aklına gelenler ile bir yolculuğa çıkmıştı. Göğüs kafesinin inip çıkışından, gözlerini kısıp tebessüm edişinden anlayabiliyordunuz halini.

Mutluluk, öyle bir duygu ki; ikizi mutsuzluk ile varlığını benimseyebilirseniz hayata bir sıfır önce başlarsınız. Malumunuz her şey zıddıyla kaimdir. Gündüz, gecenin ardından güzel; yaz, kışın ardından. Mutluluk, her daim yanımızda; hep aynı hizamızda. Kendi hikâyemizde, dokunduğumuz hikâyelerde. İyiliğini çoğalttığımız, kanaatin en büyük zenginlik olduğunu fark ettiğimiz yaşantılarımızda.

Mutluluk, her daim yanımızda; hep aynı hizamızda. Mutluluk, yaşadığımız sarsıntılı hikâyelerin hemen ardında. Aldığımız öğretilerde, heybelerimizin ağırlığında. Olmak da değil oluşun verdiği hazda. Mutluluk senin içinde.

Mutluluk, doğada… Kardelenin sana sakladığı ümit de. Herkese inat hayatı yavaş yavaş yaşayıp demini aldırdığımız zamanda. Mutluluk, yetiştiği bataklıktan kendini temize çıkaran lotus çiçeğinde. Lotusu arayışında, lotus oluşunda…

Defteri usulca kapatıp, kalemi üzerine koydu ve çayını son kez yudumladı. Rızkını alıp yeniden göğe baktı, güneşi selamladı. Unutamadığı anılarını, acısını çektiği aşklarını, bataklığına gömdüğü ne varsa önüne koydu. Şöyle bir baktı, “Şu ânın değeri, sizlerle güzel; şu anki benliğim sizlerle, değerli” dedi, ince bir tebessüm ile. Tozunu, çamurunu silkeleyip, uzun zamandır yapamadığını yaptıran cesaretine hayran kaldı. Artık affetmenin hafifliği ile kucaklaşmıştı. Onlar can hıraşları değil onlar can simitleri olmuştu. Affetmek de şükretmek de nasipti. Nasibini aldı, masadaki güneşi kucaklayan fesleğeni sevdi. Kokusunun eşliğiyle, hesabı masaya bırakıp kalktı.

Gelen garsona, bir para bir de not yazılı kâğıt kalmıştı; Eline alan garson, gözlerini kısıp okudu. Kâğıtta ise “İçimdeki Lotus Çiçeği” yazıyordu.

Ümmühan Demirdağ
Psikolojik Danışman

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir