Özüne şefkat: Kendinle barışmak senin elinde
Bir kelebeğin kanat çırpınışını duyuyordu. Kalbinin hassasiyetini bir kez daha yokladı; çok incinmiş, kırılmıştı. “Şükredecek neyim kalmıştı ki” diye düşünüyordu gözleri buğulanırken. Yine bir hatasında kendini suçlamış, kendine dair ne varsa yakmıştı. Bu yönünü hiç sevmezdi, yine kendine merhamet edemeyen yanıyla yüzleşiyordu. Sanırım daha çok kalbini teselli etmeye, daha çok incinen kendisine sarılmaya ihtiyacı vardı. Herkese verdiği önceliği kendisine veremediği gerçeğiyle yüzleşmek zorundaydı. Başkalarından beklediği ilgiyi, düşünülmeyi, kendisi için yapmayı unutmuştu. Bu yüzden durdu, kendine ödül olarak verdiği nefes egzersizini, kahvesini beklerken yapmak istedi. Yasemin kokusunu severdi, derinlemesine içine çekti; o kokuyu beş dakika vücudunda bekletip yavaşça vermeyi beş kez tekrarladı. Yasemin kokusu olmasa bile rahatlatıcıydı, işte o kadar rahatlamıştı. Gelen kahvenin kokusu onu gerçek hayata geri döndürdü. Zihnindeki soruları tek tek cevaplayarak iç sesini kaleme aldı.
Sevgili Kendim,
Unutma! Her insan gibi senin de hayatında zorlu zamanlar olacak. Bu zorlu zamanlarda hüzünlü, değersiz, başarısız, acı çeken biri gibi hissedebilirsin. Seni böyle hissettiren duygularla nasıl başa çıkacağını bilemiyor, olumsuz duyguları bastırmaya çalışıyor olabilirsin. Normal hayatının akışına yayılan olumsuz duyguları bastırmaya gücün yetmeyince öfkeyle, kızgınlıkla mücadele etmeye kalkışabilirsin. Oysa biten pilin seni kısır döngüden kurtarmaya yetmeyecek; bu döngüyü uzatarak seni daha da bitkin hale getirecektir.
Tüm bunlarla mücadele ederken, eğer şanslıysan, seni anlık hazza ulaştıracak, duygularını anlık bastıracak olan bağımlılığın ağına takılmamış olacaksın. Ama şanslıysan… Çünkü gün geçtikçe daha az eforla hazzı yakalamanın cazibesi artıyor.
Sevgili Kendim,
Hayatın kolaylık ve zorluklarla, inişli çıkışlı yollarla, olumlu ve olumsuz duygularla seyrettiği gerçeğine tüm insanlık şahit. Anlık kurtarıcılardan “artık yoruldum” dediğini duyar gibiyim. Sana sarılmalıyım…
İnsanlar da, zamanlar da, mekânlar da hep geçici. Geçiciliğine rağmen bir hatanın denizinde seni boğmak yerine şefkatle sana sarılıp yaşadığın durumu anlamlandırabilmek bizim elimizde. Varlığımı olduğum gibi kabul edebilmek, “ama”ların, “keşke”lerin gölgesinden çıkabilmek bizim elimizde. Güneşin, rüzgârın, suyun, toprağın tadını çıkarabilmek bizim elimizde. Akıntıya karşı yüzmek de, akıntıyla birlikte yüzmek de bizim elimizde.
Affedebilmek de… Öyle değil mi sence de? İzole edip bizi cezalandırmak yerine; insanlığın ortak deneyimi gibi düşünmek; mücadele etmek yerine mantıklı bir bilinçle başa çıkmak daha iyi olmaz mıydı? Bîtap düşmüş olan enerjimizi yeniden yeşertemez miydik? Pozitif dünyanın temellerini sevgili kendim; senden başlayarak atamaz mıydım?
Bu durumu varlığıma, özüme şefkatli olmakla değiştirebilirim. Yaşadığım duyguyu fark edebilir; onunla mücadele etmek yerine anlamlandırmayı tercih edebilirim. Yaşadığım duyguları insanlığın ortak deneyimi olarak düşünüp, sana zulmetmenin önüne geçebilirim. Duyguların akışına izin verip onlarla kucaklaşabilirim. Kusursuzluğun tek bir yaratıcıya has olduğunu aklımdan çıkarmayabilirim. Önce kalbimde yer alan merhamet duygusunu canlandırıp o halkaya önce seni dahil edebilirim. Sana merhametimin, şefkatimin, affedişimin çok olması ile başlamalıyım yolculuğa. Üzerime zaman zaman gelen dünyayı sakinlikle karşılayabilmeli, seni kabulümün emaresini tüm dünyaya hissettirebilmeliyim. Olaylar, olgular, deneyimler, travmalar; benim onları nasıl anlamlandırdığım gerçeği ile varlar. Ve bunu hiç yitirmemeliyim.
Sevgili Kendim,
Bütün kırılmışlıklarımız, var olduğumuz gibi sevilmememizin hissiyatı… Ya da hatalarımızı bizi engelleyen prangalar gibi görmemizden kaynaklanıyor. Artık kalkalım ve yol alalım. Tüm başarılarımızla ve hatalarımızla bir bütün olarak kabul edip, aldığımız öğretilerle yol almanın vakti geldi. Onları yoldaşımız olarak kabul edip yolda olmanın ve ilerlemenin hazzını yaşamak bizim elimizde. Bu süreçte varlığıma, özüme şefkatimi eksik etmemenin, şefkat halkasının başlangıç noktasını seni eylemenin vakti… Sen de unutma; “insan olabilmenin ve kalabilmenin” mihenk taşı; sana, varlığıma, özüme olan şefkatimdir.
Söz, sana sımsıkı sarılacağım.
Yazdıklarını çantasına koyarken yüzü güldü. Küsmüşlükleri, kırılmışlıkları, hataları ve hesabı masada bıraktı; adımlarını yumuşakça atarak uzaklaştı. Gözden kaybolana kadar ılık bir meltemin getirdiği yasemin kokusunu ardında bıraktı.









